AŞAĞI TEKKE KÖYÜ'NÜN TARİHÇESİ
                               

      Aşağıtekke Köyü Çayıralan ilçesine 5 km. Yozgat iline 120 km uzaklıktadır. Köyümüz merkezi bir köy olup 14 Köyün ilçe ile Trafik bağlantısı bizim köy üzerinden yapılmaktadır. Köyümüzün iki akarsuyu bulunmaktadır. Bunlardan biri köyün doğusundan gelen Derekemal özü diye adlandırdımız dere. Diger akarsu ise kuzeyinden gelen külekçi özü diye adlandırdımız dere. Bu akarsular köy merkezinde birleşip gitmektedir. Ama şimdilerde ne hikmettir bilinmez eski günlere bakarak yeterince yagmur ve kar yagmıyor. Köyde susuzluk ve kuraklık yaşanıyor akan çeşmeler kuruyor 15-20 senedirde köyün derelerinden su gelmiyor. Buda Allahın bir hikmeti olmalı.
      Köyümüz şimdiki bulunduğu yere nereden gelmiştir önce ona bakalım. Köyümüzün yazılı bir tarihi geçmişi yoktur. Bu zamana kadar kimse merak edip tarihi geçmişini kaleme almamış. Ağızdan ağıza gelen söylentilerle köyümüzdeki yaşlı insanlardan sorup öğrendiğim kadarı ile yazmaya çalısacağım.
       Köyümüz daha önceleri şimdiki bulunduğu yerin güneyinde köye uzaklıgı 2 km olan eski köy diye atlandırdımız yerleşim yerindeymiş. Şu anda bile eski evlerden kalıntılar bulunmaktadır. Diğer bir belirti ise büyük bir mezarlıgın olması. Mezarlık o günden günümüze kadar aynı şekliyle gelmiş ve o şekildede durmaktadır. O zamanlar Aşağıtekke ve Yukarıtekke diye köylerde yokmuş. Bunlar o zamanlar bereber bir köymüş. Beraberken Köyün isminin ne olduğunu tam bilen yok. Galiba Tekke Köyü olabileceğini söylüyorlar.
      Tekke Köylüleri köyü burdan başka bir yere taşımaya karar verirler. Neden taşınmak istemişler? Çünkü eski köydeyken çok eşkiya, (terörüst) ve sel suyu baskınlarına maruz kaldıklarından dolayı köyü taşımak zorunda kalmışlar. Şuandaki köyün bulunduğu yerin doğusunda olan yaylanın alanı dediğimiz mevkiye. Tepenin yamaçlarına taşımışlar. Burda'da uzun kalmamışlar olsa gerek ki çünkü burda bulunan mezarlık çok küçük. Burdan niçin ayrılmışlar burda'da ormandaki canavarlar köylüyü rahat bırakmamış birde kötü hava sartlarından köye olan ulaşım zorluklarından ve köyün bulundugu yerin oturuma elverişli olmayışı gibi sebeplerden dolayı burdan da taşınırlar. Önce burdan bir kaç aile şu andaki köyümüzün bulundugu yerin dogusunda ve köye uzaklıgı 1 km mesafede olan komşu ve kardeş köy olan Yukarıtekke'nin bulunduğu yere yerleşmişler. Geride kalan diğer ailelerde bunları takip edip Yukarıtekkenin olduğu yere yerleşirler. Uzun yıllar burda otururlar. Yıl 1878. O yıllarda havalar çok kuraklık geçiyormuş. Tekke köylüleri su ve içme suyu bulmakta zorluk çekiyorlarmış. O zamanlarda maddi durumu ve mal varlığı iyi olan bir kaç aile şu andaki köyümüzün bulunduğu yerde su bol olduğu için oraya gelip yerleşmişler. Daha sonra bir kısım ailelerde onları takip edip gelmişler. Diğer aileler orda yani şimdiki Yukarı Tekkenin olduğu yerde kalmışlar. Tekke Köyü böylelikle ikiye bölünmüş ve iki köy olmuş isimlerinide Aşağıtekke ve Yukarıtekke olarak belirtmişler.
      Köyümüzün eskiden çok fakir ama çok misafir perver olduğunu söylüyorlar. Her evin bir misafir odası varmış. Köyümüz merkezi köy olduğun dan bu misafir hanelerde hiç misafir eksik olmazmış. O zamanlarda hayvanlarla yolculuk yapıldığından köyümüzde misafir olarak konaklayan çok olurmuş. Şimdi ise arabalar ve toplutaşım araçları çoğaldı olsa gerek misafir kalınmaz oldu, evlerde misafir odaları da kalkmış oldu.
O günlerde olupta bu günlerde uygulanmayan sevgi, saygı ve örf, adetlerden bazıları.
a) Eskiden köy odalarında köyün ileri gelenleri toplanıp sohbet ve istişaralar yaparlarmış. Bu odalara o zamanın gençleri ve çocukları giremezlermiş girseler bile o günkü konuşulan konularda sohbetlere katılıp görüşlerini söyleyemezlermiş. Çünkü orada bulunan büyüklerine karşı saygısızlık yapmaktan hem çekinir hemde korkarlarmış. Şimdilerde ise yediden yetmişine herkes toplantılara katılıyor günün konuşulan konusunda görüşlerini ve fikirlerini söyleye biliyor. Gurbet çıktı örf ve adetler kalktı iyimi oldu kötümü oldu bilen yok.
b) Trafikte karşıdan karşıya geçmek için sag ve solu kontrol eder araba yoksa o zaman karşıya geçeriz. Bunu eskilerde bizim köyün hanımları yapıyorlarmış. O zamanlarda elbette köyde araba yokmuş ama bir bayan yoldan karşıya geçmek için yolu kontrol edermiş. Yolda gelmekte olan bir erkek görse yaş olarak kendinden büyük veya küçükte olsa saygıdan dolayı onun önünden geçmezlermiş. Geçse ne olurmuş ki? Trafik cezası yok elbete ama erkeğin önünden geçti diye çok ayıplarlarmış. Geçen hanım çevresi ve büyükleri tarafından ikaz edilir ve uyarılırmış birdaha erkeklerin önünden geçme erkekler geçsin sen ondan sonra geçersin derlermiş. Şimdilerde yaşlı hanımlar genelde bu saygıyı uyguluyorlar, ama şimdiki hanımlar mektep, medrese görmüşler bazıları gurbete doğup büyümüşler ve oralarda yetişmişler. Bu kuralları bilip bilmedikleri yada uygulayıp uygulamadıkları ne kadar doğru bilinmez ama çagı atlayıp Avrupa Birliğine gireceğiz ya buda ondan olsa gerek.
c) Bir aile reisi düşünün eskiden annesinin, babasının veya büyüklerinin yanında çocuklarını sevip kucaklarına almazlarmış. Gurbetten gelmiş ve yıllardır çocuklarını görmemiş olsalar bile saygıdan dolayı almazlarmış. Çocuklar eve gelen misafirin elini öper gibi babalarının elini öperlermiş. Ailesi rahatsız yatıyor olsa çocuklar aglıyor bir ihtiyacı olsa bile büyüklerinin yanında kalkıpta çocuklarıyla ilgilenmezlermiş. Buna nazaren çocuklar büyüklerine karşı sonuna kadar saygıda kusur etmezlermiş. Şimdilerde aile reisleri gurbette gördüler'ki aileler çocuklarıyla nasıl ilgileniyor, nasıl seviyorlar, ve çocuklarıyla her şeylerini paylaşıyorlar. Şimdilerde aile reisleri çocuklarıyla gerektigi gibi sevgi, saygı ve her şeylerini paylaşıyorlar ama şimdide çocukların büyük bir kısmı kendilerine verilen fazla sevgi, saygıdan'mıdır yoksa Devletin kendilerine tanımış oldugu haklardan'mıdır nedir bilinmez büyüklerine karşı saygı ve sevgilerini yitirmişler. Bu çocuklarda millenyumun çocukları olduklarından olsa gerek.

ÇOBANDEDE
       Çok eskiden köyümüze gelen o zamanlarda çobanlık yaptığı bilinen bir zât varmış. Bu zât'ın kim olduğunu nereden geldiğini ne iş yaptığını bilen yok. Bilinen tek şey ise çoban olması dininide gerektigi gibi yaşaması. Bu zât'ın hayvanları boz tepede şimdiki adıyla (çoban dede) olan tepede otlatırken yorulup dinlenmek için postuna oturduğu yerde aniden kaybolmasıyla biliniyor. Onun anısına o zamanın insanları o zamanki imkanlarıyla tepenin üzerine anıt mezarı yapıp içinede bir tane ıbrık koymuşlar ve tepeyede çoban dede ismini vermişler. Bu zât'ı zamanla görenler olmuş. Ibrığıyıle aşağıya inip su alıp çıktını görmüşler. Bunu görenler kişiler köye gelip bir başkalarına anlatarak heyecanlarını paylaşmışlar. Başkalarına anlattıklarından olsa gerek ki bu zât'ı gören şahıslarda birdaha görememişler. Yıllar geçtikten sonra 1957 Yıllarında Köyümüz halkından biri bu zât'ın mezarında ne olduğunu merak etmiş? Gizlice kazarak bulduğu ıbrığı almış kimseyede birşey söylememiş. O günden itibaren köyde iklim değişimi yaşanmış. Köylüler sabah kalkarlar hava günlük güneşlik herkes bünlük işlerini yapmaya koyulurlar. Öyle vakti oldumu bir bulut gelir tahminen iki saat yagmur yagdıktan sonra tekrar günlük güneşlik olurmuş. Bu olay 15 veya 16 gün devam etmiş. Bu olaylar devam ederken olayın 12 veya 13 gecesinden itibaren yine köyümüz halkından biri gece rüyasında o zât'ı görür, zât derki benim ıbrığımı aldılar, getirin yerine koyun ben rahat edemiyorum, abdest alamıyorum. Bu şahıs görmüş oldugu rüyasını çözememiş yada anlam verememiş olsa gerekki olayın ne olduğunu anlamamış. Aynı rüyayı üç gün üst üste tekrar görmüş ve üçüncü gün rüyasında ayrıca ıbrığın yerine koyulmadığı takdirde köyün başına büyük bela gelecğini söylemiş. Bu şahıs yine bu rüyaya bir anlam veremez. Nerden bilebilsin o tepede ki zât'ı biri gidip ıbrıhını aldığını. O gün sabah köy halkı kalkıp hiç birşeyden habersiz günlük işlerine koyulurlar. Aylardan Haziran ayı havva günlük güneşlikmiş yine. Burası çok önemli. Seçilen gün ve saat. Bütün insanlar sanki bilinçli bir şekilde köyü boşatmiş gibi işte olmalarından dolayı can kaybının olmaması çok manidar bir durum. Havvada bir bulut bile yokken öglen saatlerinde yine aynı siyah bulut bu sefer farklı gelip çoban dedenin ve bozalan dediğimiz mevkinin üzerinde durur. İki saat aralıksız bardaktan boşanır gibicesine yağan yagmur köyü yerle bir eder. Tabiri caizse taş ütünde taş kalmaz. Ögle vakti olması sebebiyle herkesin bagda bahçede çalışıyor olduğundan can kaybı olmamış. Yalnız bir anne beşikte yatmakta olan ikiz çocuklarını kurtarma ugruna eve girmek isteyince yüzme bilmediğinden sele sularına kapılmış ve selden sonra o annenin cesedini ağacın dalında takılı bulmuşlar. Çocuklar ise beşşikleri ile su üzerinde giderken o günün tek yüzme bilen köyün ögretmeni (Salih Hoca) çocukları suyun üzerinde giderken görür ve canı pahasına suya girip çocukları kurtarır. Bağda bahçede çalışan köy halkı gelen sel sularını yüksek tepelerden hayretler içinde seyrederek köyde neler oluyor diye diye köye doğru giderken sel sularının alıp götürmekte olduğu eşyalara bu benim bu benim diye sahip bile çıkanlar olmuş, ama seyretmekten başka hiç bir şey yapamamışlar. Köye geldiklerinde ise köyün yerle bir olduğunu görmüşler. Mal kaybının çok olduğu evlerin yok olduğu o zamanın çok fakir olan halkı dahada fakir ve perişan olmuşlardı. Bu olaylar yaşanırken çoban dedeyi rahatsız edip ıbrığını alan şahıs hiç bir hastalığı yokken hastalanıp yataklara düşmüş ve felç olmuş. Neden hastalandını ve ıbrığı aldıgını bir müddet herkesten saklamışlar. Nedeni anlaşılıncada köylüler ıbrığı almışlar ve birde kurbanlık koç alıp çoban dedeye çıkarlar. Kurbanı kesip ıbrığıda yerine geri koymuşlar. Olan köylüye olmuş tabi bu arada da Devlet el uzatmış kızılay evsiz kalanlara çadır, yiyecek ve giyecek vermiş. Köy halkı bir müddet bununla idare ettikten sonra normal hayatlarına geri dönmüşler.
Bu olaydan sonra köyde göç başlamış. Köy halkı yaralarını sarmak için gurbet yollarına düşmüşler. Türkiyenin çeşitli yerlerine çalışmaya gitmişler. Kimi geri dönmüş kimide oralara yerleşip kalmışlar.
Avrupa kapısı açılmış 1963-1964 de. Köyde kalanların bir kısmıda bir umut deyip varını yoğunu satıp avrupaya gitmişler. Amaçları hep aynı, gurbete gidip bir koşu hayvanı bir kaç tarla ve birde ev yapmakmış. O gündür bu gündür kırk yıl geçmiş hala gurbetteler.
       Çoban dede artık köy halkının bir umudu olmuş. Yagmur duasına çıkıldığı yapıldıgı. Pilavların pişirilip ayranların içildigi bir yer olmuş. Ama insanlar durmuyorki, komşu köylerden bir veya birileri yine 1980 yıllarında çoban dedeyi yine rahatsız ederler. Mezarını kazıp ıbrığını alırlar. Köyümüz yine sel sularına maruz kalır. Bunda çok sükür o kadar büyük sel felaketi ve can kaybı olmamıştır. Olay hemen anlaşılmış çoban dedenin ıbrığı bulunamadığından yerine başka bir ıbrık koyup mezarını kapatırlar. Ondan sonra hayat normale döner.
Bu olaylar yaşanırken çoban dede için bir önlem veya koruma düşünülmemiş. Bu olaylardan sonra 1984-1985 Yıllarında köy halkından olan Mustafa Açıkgöz (Gazinin Mustafa) o zamanın imkanlarıyıla kağnısıyla taşıdıgı taşlarla çoban dedenin etrafını çevirir. Onun çevirdiği şekliyile günümüze kadar gelmiştir.
Yine 1990 yılında köyümüzün iş adamlarından olan Hayri ve İbrahim Yıldız kardeşler çoban dedeye bir bina inşa edip içinide türbe olarak yaptırırlar. Orayı ziyaret edenler rahatca abdestlerini almaları ve namazlarını kılmaları için gereken herşey düşünülmüş.
Hayri Yıldızın köyümüze yaptırmış oldugu yatırımlardan biri olan. Hayri Yıldız Yatılı İlkögretim Bölge Okulunda 350 ögrenci egitim görmektedir. Bunlardan 150' si yatılı 200'ü ise cevre köylerden taşıma usuliyile gelmektedir. Yaz tatilerinde köylülerimiz okulun salonunu düğün ve nişan töreni yapmak için kullanmakta. Ayrıca okulun çeşitli hizmetlerinde görev yapmak için köyümüz ve çevre köy insanlarına bir ekmek kapısı olmuştur.
Köyümüz o günlerden bu günlere gelinceye kadar çok göç vermiş. Kazaya bağlı köylerin içinde en çok göç veren köyü olmuş. Nüfusunun %95 lik büyük bölümü gurbete gitmiş. Köyde sürekli kalan aile %5.

Köyümüz 550 ailenin üzerinde oldugu tahmin ediliyor. Bunlardan 250 aileden fazlası Avrupada çeşitli yerlerde olduğu, 250 aileden fazlasının ise Türkiyenin çeşitli illerinde ikamet ettikleri s biliniyor.
Köyümüzdeki ailelerin %3-5'i tarımla, %20-30'yu emekli maaşı ile geçimlerini saglarken diğer ailelerde umutlarını gurbete baglamışlar.

Not : Bu yukarıdaki Köyün tarihcesini ben sorup ögrendiğim kadarıyla yazmaya çalıştım. Köyün tarihi geçmişinden daha fazla bilgisi olanlar varsa bana E-Mail (info@asagitekke.com )olarak gönderirseniz eksik yerleri tamamlarım. Yanlış yazılmış olan yerler varsada düzeltirim. Bu konuda yardımcı olacagınızı umuyorum ve daha geniş köyümüzün tarihçesini yaza bilecegimizi düşünüyorum. Amaç Köyümüzün tarihini yeni yetişen gençlerimizi köylerinin tarihini biraz olsun bilsinler istedim.

Mehmet Coskun